31 Aralık 2008



Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Bulanmadan donmadan akmak ne hoş
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..

28 Aralık 2008

2009 ve korkuluk..





Aydın mısın

kilim gibi dokumada mutsuzluğu
gidip gelen kara kuşlar havada
saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
tabanında depremi kara güllelerin
duymuyor musun
kaldır başını kan uykulardan
böyle yürek böyle atardamar
atmaz olsun
ses ol ışık ol yumruk ol
karayeller başına indirmeden çatını
sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
alıp götürmeden büyük denizlere
çabuk ol
tam cağı işe başlamanın doğan günle
bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
her satırında buram buram alin teri
her sayfası günlük güneşlik
utanma suçun tümü senin değil
yırt otuzunda aldığın diplomayı
alfabelik çocuk ol
yollar kesilmiş alanlar sarılmış
tel örgüler çevirmiş yöreni
fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
benden geçti mi demek istiyorsun
aç iki kolunu iki yanına
korkuluk ol
Rıfat Ilgaz
Resimdeki el yapımı korkuluğu Antalya Mimarlar Odası 2009 yılbaşı kartı olarak göndermiş bana. Arkasına ,bir yuzunde Rıfat Ilgaz'ın şiirini , diğer yanına da "2009 yılında korkulukların aydın insanlara dönüşmesi" dileklerini yazdıkları küçük bir kart iliştirmişler.
uzun zamandır aldıgım en ilginç tebrik kartı ve mimarlar odasının 13 senedir begendiğim tek eylemi oldu. çok güzel....

26 Aralık 2008

Divan Oteli artık yok !



Elmadağ'da1950'li yılların başında hizmete açılan, açıldığı yıllarda İstanbul'un en büyük iki otelinden biri olan Divan Oteli'nin Kasım ayı sonunda başlayan yıkımı tamamlandı. Yaklaşık 52 yıldır İstanbul'un gerek sosyal, gerekse de kentsel açıdan önemli merkezlerinden biri olan Divan Oteli'nin arazisi üzerinde yeni bir otel yükseleceği söyleniyor. Yakında açıklanması beklenen yeni projenin 19 katlı olacağı, basında yer alan haberler arasında.
Yerinin temin edilişi, Koç ailesinin misafirhane hedefi ile başlayıp, İstanbul'un en önemli yapılarından biri haline gelmesi, tamamının yerli sermaye ile inşa edilmesi, proje ve inşaat süreci, divan adının edebiyatçılar tarafından biraraya gelerek belirlenmesi bile yapının ne kadar unik olduğuna dair birer ayrıntı. Hepsinin dışında Divan oteli bana, hiç kaybolmayacak bir başlangıç noktası, bir kerteriz gibi gelmiştir. Bana kalırsa şehirler yakın tarihine damga vuran yapıları da korumak zorundadır. Bir binanın korunması için sadece "eski eser" olması kriter olmamalıdır. Birşeyleri yıkıp yerine yenilerine yapmak geçmişi olmayan şehirlere, bu şehirler de belleksiz insanlara yol açar.
(bkz; A.k.m.)



haberin devamı ve ayrıntıları için; arkitera

14 Aralık 2008

kendime not

aynılaşmaktan nefret ediyorum. beni başkalaştırmayan, farkılaştırmayan şeyler beni çürütüp mutsuzlaştırıyor. benzediklerimle bir olmak istiyorum, çevremde olanlara benzemek değil. herkesle aynı olamam, aynı şeyden zevk alamam, onlar gibi görünüp onların düşündüğünü yapamam. yoksa ölürüm. şu an yavaş yavaş hissettiğim gibi....

10 Aralık 2008

kalbimiz yunanistan'da


şu anda izmir'deyim ve dışarı çıkmak için beni bekliyorlar. o yuzden kısacık yazacağım. Yunanistan'da polis 16 yaşında bir çocuğu öldürdüğü için sokaklar hareketlendi. halk sokaktaki göstericiye destek verdi. hareket dalga dalga yayılıyor. peki biz ne yapıyoruz?
geçen ay içinde iki çocuk yaşta genci polis keyfiyen vurdu. bir yıl içinde buna benzer kaç olay oldugunu ufak bir araştırmayla öğrenmek basit. evet biz ne yapıyoruz ? uyuyalım arkadaşlar.....
dip not:dügümküme'den öğrendiğime göre hareket sosyal web ağıyla yayılıyor.
"Yunanistan’da geçen hafta 15 yaşında bir çocuğun polis tarafından öldürülmesiyle başlayıp halen devam eden, resmi kuruluşların yanısıra bankaları, McDonalds, Starbucks, Zara, Vodafone gibi uluslararası zincir mağazalarını hedef alan protesto ve saldırılar son günlerde Yunan sosyal medyasının da hareketlenmesine hatta kaynamasına sebep oldu. Göstericiler bloglar, Twitter, FriendFeed, Facebook gibi sosyal medya araçlarını kullanıyorlar, emailller ve SMS üzerinden çok hızlı organize oluyorlar"
devamı;dügümküme'de, hareket umarım yakında heryerde !!

02 Aralık 2008

people are strange


People are strange from Denis Fongue on Vimeo.
pek bi çok sevdiğim "people are strange"

TMF: Amy&Marilyn




"Reincarnation sucks. Live now." :)
amy ve marliyn'in hastasıyım da..sadece bu nedenle yayınladım görselleri..
Advertising Agency: Mortierbrigade, Belgium
Creative Directors: Jens Mortier, Joost Berends, Philippe De Ceuster
Photographer: Frieke Janssens
Published: November 2008

19 Kasım 2008

kışın gelişi...

kış geldi.ne kadar ılık da geçse; buralarda 15 kasım geldi mi hava kışa döner. artık klimalarımızı soğuğa ayarladık.bu kış bende baş dönmesi ve şişkinlik yaptı..
kötü bir dönem başladı. kriz nedeniyle çok zorlu ve sert dayatmalarla karşı karşıya kaldık. ayrıca işyerinde haddini bilmez, orta yaş bunalımlı, küçük beyinli yolda görsen selam vermeyeceğim bir adamın komik kompleksleri ile muhatap olmak durumundayım.
oldum olası kışı sevmem.hele sonu meçhule giden bu kış nasıl geçecek bakalım..en azından işten eve geldiğimde içecek çayım, patlatacak mısırım ve izleyecek bir sürü dvd stoğum var.
kriz firmaların çalışanlarını ezmesi ve haklarını elinden alması için resmi bir zemin yarattı bence. yapılacak haksızlıklar için bahane bulundu...durmak yok vahşi kapitalizm; ezmeye devam....
tık'layalım görelim yorumlayalım. ...

17 Kasım 2008

yakup-biter rüyam klip

Biter Ruyam
Description: This is a stop motion video done by using only still images edited in Photoshop. The scenes with me and the girl were mostly shot in greenbox. Thousands of still images were extracted and layered and added effects and filters in Photoshop. Some still images were manipulated and multiplied to give the motion effect such as the butterflies. I have spent 2 months to finish this video. Based on the research I have done I believe this is the first music video done with Photoshop (Yakup).

ne zamandır uğraşıyordu bildiğim kadarıyla..sonunda bitti demek.. :)

14 Kasım 2008

Brezilyalı Yaprak Ev



Rio de Janeiro'nun dışındaküçük bir plajda Mareines + Patalano tarafından tasarlanmış olan bu evin çatısı; tropikal bir muz yaprağını andırıyor. ahşap,taş bambu gibi doğal materyaller kullanılarak yapılmış evde; açık teraslar; verandalar,koridor ve odalar;denizden gelen rüzgarın serbestçe dolaşımına fırsat verecek şekilde konumlanmış. yağmur ve güneşten içindekileri koruyan bu büyük muz yaprağı; aynı zamanda doğayı tamamen içine alıyor; doğayla deviniyor.
tam anlamıyla doğanın sundukları ile bir doğal sığınak yaratıyor.
rüya gibi...
detay için ;inhabitat







04 Kasım 2008

yürüyen kütüphane :)



bu ''kütüphane otobüs '' isveçli tasarım grubu Muungano tarafından hazırlanmış ve yılın kütüphane otobüsü- gezici kütüphanesi mi demek lazım acaba ?- ödülünü almış. otobüste kütüphaneden yararlanmak dışında, sinema izleyip,müzik dinleyebiliyorsunuz. ve tabi ki internet bağlantınız var. ne diyelim, bizde varolan kütüphanelere giden yok.bizde olsa.....diye uzuun uzun yazmayacağım.düşünelim sadece :)
çok şirin.


detaylar için , dezeen
tasarım için, Muungano

01 Kasım 2008

Rüya, Bİ-Mong



Güney Kore sinemasının simgesi haline gelen usta yönetmen Kim Ki Duk 2004′te Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Fedakar Kız, Venedik Film Festivali’nde Boş Ev ile en iyi yönetmen; Cannes Film Festivali Altın Palmiye adaylığı başta olmak üzere birçok ödül aldığı 14 film ardından son filmi Rüya’ya imzasını attı.
Filmlerini takip etmeye çalıştığım ustanın bu son filmini acaba ne zaman izleyebileceğim ?

Yönetmen Ki-duk Kim
Senaryo Ki-duk Kim
Oyuncular Jô Odagiri, Na-yeong Lee,
Tür Dram
Görüntü Yönetmeni Kim Gi-tae
Müzik Park Ji
Gösterim Tarihi 31 Ekim 2008 Cuma
Ülke Güney Kore Yıl 2008
fragman

mustafa filminin ardından


Mustafa film Fragmanı Trailer Belgeseli

mustafa filminden sonra aklımda belirenleri uzun uzun düşündüm. bunlar arasında birebir filmle ilgisi olmayan bir sürü fikir de vardı. ilk önce egeyle beraberce izlediğimiz bu harika filmi çok begendiğimi ve okullarda mutlaka gösterilmesi gerektiğini düşündüğümü yazayım. ne de olsa biz 80 darbecilerin insani değerlerden uzak çatık kaşlı Atatürk dayatmaları ile büyümüş çocuklardık. O uydurma Atatürkçülerden aralanıp, ilkin sarı zeybek'de, Atatürkün insani yüzüyle tanışınca çok etkilenmiş ve bu Atatürk'ü daha bi sevmiştik. bu filmde beni rahatsız eden tek şey, harita üzerindeki anlatımların bana çok basit gelmesi idi. ama abartılı bir görsellik olmayınca dış ses belki de daha etkili oluyor diye değerlendirdim kafamdan. ben bu ülkede çağdaş atılımın devrimin yapılmasında kadınların çok etkili olacağını düşünmüştüm hep. oysa görüyorum ki, bir avuç bez parçasıyla kendini köleleştirip, aşağılatan ve buna özgürlük mücadelemiz diyen kadınlar var artık çevremizde. kadınların aslında kafasını değil beynini açmak özgür kılmak için, devrimler için o kadar ölen kalanı bir yana bırakalım sadece Atatürk'ün, hayatında ağlama, gülme,eğlenme özgürlüğünden feragat ettiğini bilmek bile o bez parçasıyla bu vatana nasıl ihanet edildiğini yüzümüze vuruyor oysa.
katı bir Atatürkçü değilim, doğruları yanlışları olan bir lideri , en çok bedeninin taşıyamayacağı kadar büyük ve ileri görüşlü bir beyne sahip olduğu için severim. yıkık dökük bir memleketi ayağa kaldırmaya çalışırken, operalar, tiyatrolar, korolar kurdurttuğu için severim.bilimi herşeyin önünde tuttuğu için severim. ahh o küçüçük geri anadolu kasabası Ankara'yı planlı, düzenli, mimari ve şehircilik anlamında dosdoğru bir başkent haline getirdiği için severim. kurtuluş savaşında bolşeviklerden yardım aldığı,dinin karanlık yüzünü devlet işlerinden tamamen ayırmaya çalıştığı için severim.hele de tüm bunları bir 10 yılda yaptığını düşününce gurur da duyarım.
oysa şimdi televizyonu açınca ülkemi temsil edenlerin yanındaki çağdışı kadınları görüyorum artık. kaçak yapılmış tarikat yuvalarında ölen onlarsa kızın resminin yanında; kızlarımız kötü yola düşerek ölmedi ki, diye açıklama yapan ebeveynleri.. Ankara'da heykellere tükürüp, hitit güneşine bile tahammül edemeyecek kadar küçük, geri, örümcek kafalıların pis pis sırıtıp iktidarın gücünü çıkartmalarını görüyorum. insanların elinden her türlü sosyal hakları çatır çatır alınıp, mutsuz ve yarınsız geçler yaratılırken en çok ihtiyaç duyulan sosyal demokrasinin ortadan kayboldugunu görüyorum.içim artık bişey yapmadan seyretmeyi kaldırmıyor..
aklımda karmakarışık. mustafa filmi bu yazının çıkış noktası ama anafikri değil.noktayı da filmden bir cümleyle koyayım o zaman;

''biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz'' mustafa kemal

19 Ekim 2008

no,no,no

en derin vazgeçiş; yaşadıklarından sonra, cevaplarının yalan oldugunu bildiğin soruları sormaktan vazgeçmektir.

18 Ekim 2008

smile cup




ukraynalı tasarım studyosu Psycho Studio her rengi farklı bir yüz ifadesi veren bu fincanları tasarlamış.
sabahları yatağına bu sevimli fincanlarla gelen bir fincan çaydan sonra, insan ister istemez güne gülümseyerek başlar sanırım.çok şiriiiin :)
tamamı için; Psycho Studio!

14 Ekim 2008

stone forest





doğal,unik, lux..birkaç canlı örneğini görmüştüm ama bunlar güzelmiş.
link: stone forest

renkler

şööyle bin renkli kalemlerim olsa,herşeyi istediğim renge boyasam,duvarları renk renk olan, küçük bir cafeyi içeren tasarım ürünleri sattığım dükkan-ofisim olsa,ege okuldan gelip beni öpse, rahat okuyabileceğim bir sallanan koltuk koysam oraya, ayağıma sürtünen duman kedim olsa, oralıkta hep çay kahve kokusu olsa, içerdeki huzur gelenin bile yüzünü aydınlatsa.. iyi olurdu di mi ?

11 Ekim 2008

18.Akbank Caz Festivali



tek kelime ile harika. bu filmi ararken geçmiş festivallerin reklam filmlerini de izledim.hepsinin ne kadar hoş işler oldugunu yeniden hatırlamış oldum..

ajans: Yorum Publicis
festival ayrıntıları burda
teşekkürler bigu

07 Ekim 2008

Bu Yıl Dünya Mimarlık Günü Çocuklara Adandı





1985 yılından beri her sene Ekim ayının ilk Pazartesi günü kutlanan Dünya Mimarlık Günü’nün, İtalya Torino’da UIA Genel Kurulu’nda belirlenen bu yılki teması, Genel Kurul seçimlerinden bir gün önce vefat eden UIA Başkan adayı Giancarlo Ius’un sözlerini yazdığı şarkıya ithafen, “Daha Güzel Bir Geleceğin Mimarı Çocuklar Olsun!” olarak belirlendi.

Ey mimar, sesimi duyuyor musun?
Çok şey istemiyorum, daha güzel bir çevre, planlama ve peyzajdan başka

Ey mimar, dünyayı kurtarmama yardım et
Tek isteğim sıcak bir yürek, temiz su ve solunacak temiz hava

Ey mimar, mekânları dönüştürmeme yardım et
Bilgini dikkatle kullan, çevrem dost bir mekân olsun

Ey mimar, güvenli bir yuva istiyorum
Teknolojiyi özenle kullan, yaşam kalitem daha iyi olsun

Ey mimar, belleğimizi korumama yardım et
Tarihle bağlarımızı koru, geçmişin güzelliklerine saygı duyulsun

Ey mimar, planların demokrasimizi kutsasın
Bırak ben de katılayım – bırak oyun oynayayım, kentim umutla dolsun

Ey mimar, birbirimize ve çeşitliliğe saygı duyalım
Öne çık ve becerilerini kullan, komşularım dostlarım olsun

Ey mimar, kültürel farklılıkları koru
Çalışmaların insani değerleri yüceltsin, tasarımların eşitlikçi ve anlayışlı olsun

Ey mimar, ben geleceğim, bırak arkadaşın olayım
Bırak yeni çevrelerinde başım dik dolaşayım
Düşlerimi bozma, ihtiyacım olduğunda seni bulayım
Küreselleşmeye evet, eğer barış içinse
Gel, bu geleceğin mimarı ol...

(Giancarlo Ius’un çocukların ağzından tüm mimarlara seslendiği, eski UIA Başkanlarından Rod Hackney tarafından İngilizce’ye ve Aydan Erim tarafından Türkçe’ye çevrilen şiiri.)
günümüz kutlu olsun !!

haberin devamı için: arkitera

06 Ekim 2008

'rubik's cube goes disco'



rubik küp hastaları, müziğin ritmine göre renk değiştiren bu speakerları da çok sevecek. ayrıca ses çıkartmayan şöyle de birşey varmış ki ben de bunu tercih ederim sanırım.
ayrıntı için kaynak : designzen

03 Ekim 2008

Poufman



İtalyan Qayot firması, 80 lerin kült oyun karakterleri Pacman'i kullanarak Poufman oturma ünitelerini yaratmış. renk, yanyana gelme biçmi ve ebatta birçok değişik kombinasyonlar yaratmaya olanak veren bu cici'ler hakkında daha fazla bilgi için; QAYOT’s website.
bir de siyah beyazlar benim olsa...

2'lem

hayatta beni kimsenin anlamadığını ve tanıyamadığını bilmek ne kötü.

22 Eylül 2008

Hızla Yavaşlayan Şehirler


Arkitera'dan direkt alıntı yaptım çok çekici geldi.
İtalya’nın “Yavaş Şehir (Slow City)” hareketini destekleyenler, şehir merkezlerinde araba kullanımını yasaklayarak ve McDonald’s şubeleriyle süpermarketleri kapatarak yaşanır kentler oluşturmaya çalışıyorlar. Asya’ya da sıçrayan bu akım, tüm Avrupa’da hızla yayılıyor.
Toskana’nın minik Chianti şehri, 1999 yılında ilk “Cittá Slow” [İtalyanca yavaş şehir] kenti oldu, ardından Bra, Positano ve Orvieto geldi. Zamanla, yavaşlık dalgası diğer şehirler arasında yayıldı. Artık İtalya’daki 42 Yavaş Şehir’le birlikte, İngiltere, İspanya, Portekiz, Avusturya, Polonya ve Norveç’te de birçok Yavaş Şehir var. Almanya’dan, aralarında Hersbruck, Lüdinghausen, Schwarzenbruck, Waldkirch ve Überlingen’in de bulunduğu bazı şehirler, sadece 50.000’den az nüfusu olan kentlerin kabul edildiği harekete seçilebilmek için başvurdu.
1991 – 2004 yılları arasında Orvieto’nun Belediye Başkanı olan Stefano Cimicchi, bu görevinden sonraki birkaç yıl “Slow Food (Yavaş Yemek)”un başarılı konseptinden yola çıkılarak hazırlanan Yavaş Şehir hareketinin başkanlığını yürüttü.
imicchi, “Amacımız yaşanır şehirler yaratmak,” diyor, “Tıpkı yazar Italo Calvino ve mimar Renzo Piano gibi, bir ütopya şehri konsepti üzerinde çalışıyoruz”.
Yavaş Şehirler’in Katı Kuralları
Yavaş Şehir bildirisi, gürültü kirliliğini ve trafiği kesmek, yeşil alanları ve yaya bölgelerini artırmak, yerel üretim yapan çiftçilerle bu ürünleri satan dükkan ve lokantaları desteklemek ve yerel estetik öğeleri korumak gibi, 50’den fazla taahhüt içeriyor. Yavaş Şehir olarak adlandırılmak ve salyangoz logosunu kullanabilmek için de, şehrin önce kontrol edilmesi, daha sonra da dedektifler tarafından düzenli olarak denetlenmesi gerekiyor.
kurallar ve yazının tümü için ; arkitera, italo calvinonun güzel kitabı için buraya tıklayalım.

Harika bir hareket, yaşanılası kentler. orda olmak istiyorum :(

17 Eylül 2008

karanlıkta

..Neden bilmem sorduğumda
Dünlerim yokYarınlarda
Kör oldum ben aydınlıkta
Kayboldum ben karanlıkta
Yokmuş günler sonsuzlukta
Derdim bitmezVaroldukça
Sevilmeden sarılmadan
Darıldım ben sana
Kayıp giden adımlarım
Bi kaç göz yaşında
Kör oldum ben aydınlıkta
Kayboldum ben karanlıkta..

kafamın yerinde koca bir piyano taşıyor gibiyim, beynimin içindeki tüylü tırtıl gün geçtikçe kıvrımları derinleştiriyor, beslenip genişliyor,kimsesiz ve sahipsizim,yersiz, yurtsuzum,kıvrılıp uyumak istiyorum,varoluş sebebim egeyi varetmekti, tamamladım,artık gitme vakti,bırakın beni kıvrılıp annemin karnına geri döneyim,belki yerimi yurdumu bulmanın huzuru ile uykuya dalarım sonunda, nokta çok keskin bir son o yüzden virgüllerle tamamladım yazımı bitti

12 Eylül 2008

12 EYLÜL 1980

küçük bir kızdım..birgün uyandığımda sokağa çıkmamın yasak oldugunu duydum radyodan.sonra babamın bir süre eve gelmeyeceğini söylediler.aslında tam olarak nerde oldugundan haberdar olmamız da kolay olmadı ama en azından yaşadığını öğrendik.sonra babamın arkadaşları geldi gizlice eve.çok da soğuk olmayan bir havada emektar sobamızı çatlatacak kadar- evet resmen çatladı- hararetle evdeki sakıncalı kitapları yaktılar. her gece o gun de evimizi polis basmadığı için rahatlamış ama koca gecede her şey olabilir düşüncesiyle de bir okadar tedirgin uyurduk. polisten kaçan dava arkadaşları,gencecik abiler, ablalar saklandı kimi zaman evimizde.çorbayı hep beraber kaşıkladık.
müzik yapmak, resim çizmek, şiir, sanat sakıncalı ve kötü birşeydi onlara göre.sadece düşünen, yazan konuşan örneğin 'insanlar kendi dillerinde eğitim almalıdır' diyenleri, sanatçıları, bilim adamlarını toparlayıp hapisanelere tıktılar, işkence yaptılar, öldürüp sokak köşelerine bıraktılar. yeni nesile politik olmanın ne kadar korkunç birşey oldugunu göstermek için ellerinden geleni ardına koymadılar, başardılar da tabii. annemin bir gün ankaraya gidip gelirken ayakkabısı iyi olmadığından ayak parmakları dondu ama fazla bir arıza bırakmadı.o zamanlar bayram cezaevinde bayram görüşmesi idi, revir ise kelepçeli hasta bir babanın kucağına oturma konforunun adıydı.
sebepsiz suçlananların kimisi kaçtı gitti yurtdışına, kaçamayanlar hapiste çürüdü, dayanıksız bünyelerin çogu ya sakat kaldı ya yaşamını yitirdi.kocası hapiste oldugu için intihar eden çok kadınlar gördüm ve onların anasız babasız çocuklarını.
ufacıktım, kimse benim ağzımdan babamın nerde oldugunu duymadı, burdurda öğretmendi sadece öyle bilinirdi, sabaha kadar el işlemesi yapan onu satan, maalesef et alamadığı zamanlarda kemik--bildiğin kemik-- alıp et suyuna çorba yaparak bizi besili tutmaya çalışan annem o zaman 42 kiloydu.. herşey normale döndü gibi görünürken bile bizim evde örneğin 'trım trak' diye bir yerlere vurarak ses çıkarmak, parmakları şıkırdatmak, otururken dizleri sallamak gibi ritmik ses ve hareketler facia sonuçlar doğuruyordu.yine de tek şansımız babamızın yirmili yaşlarda olmaması idi,öyle olsa çürütülmesi ya da yok edilmesi için çok daha büyük çaba sarfedileceğinden eminim çünkü.
bunları bir anda bugunun tarihini görünce hiç düşünmeden yazdım..ki o döneme ait yazılan onlarca kitabın baş kahramanlarından biriydim ben de. kardelenlerden biri işte
aşağıya 1980 darbesinin bilançosunu yazıyorum ve marmaris ressamı olarak üniversitelere giden o katili alkışlayan yeni nesil gençlere yazdıklarımı iyice bir okumalarını öneriyorum. birgün yaklaşabilirsem benim yapacağım tek şey hakettiği gibi yüzüne tükürmek olacaktır çünkü.


  • 650 bin kişi gözaltına alındı.


  • 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.


  • Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.


  • 7 bin kişi için idam cezası istendi.


  • 517 kişiye idam cezası verildi.


  • Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1′i Asala militanı).


  • İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.


  • 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.


  • 98 bin 404 kişi* ”örgüt üyesi olmak” *suçundan yargılandı.


  • 388 bin kişiye pasaport verilmedi.


  • 30 bin kişi *’’sakıncalı”* olduğu için işten atıldı.


  • 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.


  • 30 bin kişi* ‘’siyasi mülteci” *olarak yurtdışına gitti.


  • 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.


  • 171 kişinin *”işkenceden öldüğü” *belgelendi.


  • 937 film *’’sakıncalı”* bulunduğu için yasaklandı.


  • 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.


  • 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.


  • 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.


  • Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.


  • 31 gazeteci cezaevine girdi.


  • 300 gazeteci saldırıya uğradı.


  • 3 gazeteci silahla öldürüldü.


  • Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.


  • 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.


  • 39 ton gazete ve dergi imha edildi.


  • Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.


  • 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.


  • 14 kişi açlık grevinde öldü.


  • 16 kişi *”kaçarken” *vuruldu.


  • 95 kişi* ”çatışmada” *öldü.


  • 73 kişiye *”doğal ölüm raporu”* verildi.


  • 43 kişinin *”intihar ettiği” *bildirildi.

  • Haydarpaşa Garı



    eski türk filmlerinin taşradan gelen kahramanları 'seni yeneceğim istanbul ' diye meydan okurken , fonda hep o muhteşem yapı vardır ...Haydarpaşa Garı..
    herkesi belleksizliğe iten kültürel yozlaşmadan, özelliştirmelerden, globalizmden, gericilikten, rant kavgalarından, iktidardan...ve biçok şeyden nefret ettiğimi de ayrıca ilave ediyorum.
    haber etrafta dan direk alıntı.

    “6 Aralık 2008’te Haydarpaşa Gar’ı kapatılıyor! Önümüzdeki ay ise boşaltılıyor. Marmaray projesinin kapsamında satılacak olan gar, silo binaları, servis binaları, liman gibi Anadolu’nun ve İstanbul’un kaderini belirlemiş mekanlar hakkında yeterli bilgi almak güç. İmza Kampanyası’na katılın, gelişmeleri takip edin. Haydarpaşa Garı’nın kapatılmasına birkaç ay kala, unutulmaz yolculukların başlangıç noktasında yiyip-içelim! Haydarpaşa Gar Lokantası alaturka ama arabesk olmayan müzikler, hafif kitsch tarihi dekor, yalın ve çok lezzetli yemekler ile özellikle akşam saatlerinde ayakları ne yöne gideceğini bilmeyenler için atmosferik bir efkar dağıtma mekanı.”
    kaynak: etrafta

    08 Eylül 2008

    alphabunnies


    M

    E
    Airside designerları tavşan kız karakterlerinden [bacaklar :)] bir alfabe yapmış ,adını da 'alphabunnies' koymuş..bu alfabe ilkokullarda kullanılabilir mi bilmem ama çok eğlenceli. ayrıca posterleri de satın alınabiliyormuş. aslında duvarda sticker olarak uygulanması da eğlenceli olabilirdi bence..
    site: Airside


    Designed by Airside- Malika Favre
    kaynak: dezeen

    07 Eylül 2008

    sunday bloody sunday

    kaç senelik kuşumuz öldü. ege akşamdan beri ağlıyor.
    yarın okul başlıyor bu da yaz tatilinin son pazarındayız demek oluyor.
    ben hala hiç bişey yapmadan duruyorum. malak gibi.zaten iznim de bitti..
    evet tam bir kanlı pazar.

    u2 nun parçasının içerikle bir ilgisi yok, sadece durumuma en uygun başlık oldu. o kadar

    04 Eylül 2008

    02 Eylül 2008

    alka seltzer




    herşeyi anlatmış iki resim..açıklamaya ne gerek.. oldum olası alka seltzer kurtarıcımdır . bu iş süper olmuş :)

    30 Ağustos 2008

    UNStudio’dan Değişen Oda

    UNStudio Eylül’de ziyaretçilerine kapılarını açacak olan Venedik Mimarlık Bienali için “Değişen Oda” adını taşıyan bir enstalasyon tasarladı. Aaron Betsky’nin küratörlüğünü üstlendiği bienaldeki “Out There: Architecture Beyond Building” başlıklı ana serginin bir parçası olan enstalasyon, malzeme dünyasının dönüşebilme potansiyelini araştırıyor.



    Tıpkı moda tasarımcıları gibi, mimarlar da yaş ve gelir gruplarına uygun alternatif görünüşler ve kimlikler sunmak zorunda. Bu konstrüksiyonlar iç ve dış kaynaklı değerlerden -kendinden mimarlığa ve mimari geleneğe ait iş ve fikirler ile mimariye ve mimari geleneğe ait olmayan yine de mimariyi derinden etkileyen iş ve fikirler- oluşan karmaşık bir paketi içeriyor.



    Bununla nasıl mücadele edilir? Mimarlık hala bir otonomiye sahip olabilir mi? UNStudio’ya göre mesele otonomiyi bulmak için “aç ve kapat” yani özetle kurtuluş anları.



    Enstalasyonun birbirinin içine doğru akan zeminler, duvarlar ve tavanlardan oluşan strüktürü, mimarlığın tekstil kadar esnek olduğunu gösteriyor. Ziyaretçileri, içeriye girdiklerinde dönüşen odanın kendi kavramsallaştırmasındaki şaşırtmalı insan görüntüleri, davetkar röntgencilik, dönüşüm arayışının sunduğu kaleidoskopik bir dünya bekliyor.

    Arkitera.com
    'dan alıntıdır

    polar bear


    Spot: Environmental Defense Fund: Polar Bears from VideoSpotNow on Vimeo.

    New Yorklu sanatçı Joshua Harris ve Ogilvy işbirliğiyle Çevre Koruma Vakfı için hazırlanan, küresel ısınma ile ilgili etkileyici sokak çalışması.

    Ogilvy, New York
    Vice-Chairman, Creative: Chris Wall
    Group Creative Directors: Chris Mitton, Terry Finley
    Senior Art Director: Dustin Duke
    Senior Copywriter: Jon Wagner
    Agency Producer: Carrie Simon
    Director: Tim Godsall

    19 Ağustos 2008


    Geleceğin İnternet'inin Önizlemesini Yapıyoruz!

    Her gün yeni bir site daha kapatılıyor.
    Bu hızla giderse ileride nasıl bir İnternet deneyimi yaşarız, onun canlandırmasını yapıyoruz.
    İki tıklamada bir karşımıza bu görüntü çıkar ise neler hissedersiniz?
    Bu amaçla sitelerimizi diğer sansürlenen siteler gibi kapatıyoruz. Aynı şekilde.
    http://www.anafikir.com/sansur
    Facebook grup linki: http://www.new.facebook.com/group.php?gid=34506889592
    http://www.bigumigu.com/haber.asp?hid=3587

    bobiler.org ise farklı bir çözüm bulmuş, yine beni kopardı :)
    not: blogumu kapatmayı beceremedim..en azından bunu yapayım..destek vermeye çalışayım..