Suyu sevmeyen insanın,
rüzgarı anlamayan,
gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık,
olsa olsa kendine sızan çaresizliktir.
Yaşlı bir kadının hüznünü duymazsanız,
bir genç kızın saçlarında çarpan kalbini nasıl göreceksiniz?
Evlere neden pencereler açıldığını düşündünüz mü hiç?
Dünya yokmuş gibi yaşamaktan büyük yoksulluk olur mu?
Güvenlik duygusu, Kasım ayında bir top nergisle çalabileceğiniz bir kapınız olmasıdır; hesabını şaşırdığınız para, çelik kapılar, ömrünüzü değersiz bir nesneye dönüştüren eşyalarınız değil.
Kendinize alınıp satılmaz bir armağan verin, gidin bir sabah çayırların türküsünü dinleyin.
Tarla kuşlarının şakımasını bilmezseniz, aşkınızı hangi kanatlı sözlerle gökyüzüne yazabilirsiniz?
Su içerken suyu düşündünüz mü hiç; yıldızlar gecenize ne katar; güneşle birlikte neler uyanır bir kentin varoşlarında?
Şarkıları bin yıldır ölümü ve ayrılığı söyleyen bir ülkede siz gerçekten özgür müsünüz?
Birbirinize bu kadar benzemek canınızı sıkmıyor mu?
Gelin, hazır yağmurdan bir bahaneniz varken, duvarlarınızdan izin alın bir kerecik, ağaçlar, kuşlar, gün ışığı, rüzgâr ve toprağın o büyük şölenine bir sigara içimi olsun konuk olun.
Kim bilir, eşit ve özgür ilişki hakkında bir kıpırdanma olur aklınızda...
Şükrü Erbaş
15 Ağustos 2015
02 Haziran 2015
27 Ocak 2015
22 Ekim 2012
Hayyam'dan
" Bir sır var, çözdüklerimizden başka!
Bir ışık var, bu ışıklardan başka.
Hicbir yaptığınla yetinme, geç öteye.
Bir şey daha var bütün yaptıklarından başka."
Ömer HAYYAM
07 Nisan 2012
26 Mart 2012
bindik bi' alamete
Bu sayfayı 3 kez açıp kapattım bugün. Her sabahki gibi Ege'yi okula yolladıktan sonra, kanepeye uzandım. Mutfak penceresinden çiçek açmış ağaçlara baktım bol bol. Belki de en fazla 3-4 kez daha yapacağım gibi, çamaşırları astım. Gazeteleri aldım toparlanmak için ama tabak çanağı sarmaya başlamadım. Başlayamadım yani, son bir haftadır olduğu gibi durdum öylece. Belki de artık buralardan gittiğim gerçeğiyle yüzleşemediğimden, dolap kapakları açık öylece duruyorum. İtiraf edeyim ki çok üzgünüm, çok fazla üzgünüm.
Günlerdir saçımı nerde boyatacağım, nerde pedikür yaptıracağım hatta erikli suyu nereden söyleyeceğim bile soru olarak aklıma geldi. Henüz bir ev bile bulamamış olduğumu hatırlayınca, bunlar komik gelse de, 10 yıldır aynı evde oturan, 15 yıldır aynı kuaföre giden, ekmeğini bile hep aynı fırından alan biri için sıradan bu kaygılar sanırım.
"En zoru iş bulmak hele bir bulayım da", "hele şu görüşmeyi bir atlatayım da", "dur bakalım maaşı bir duyayım da", "amaan eve bir döneyim de", "annemlere anlatırsam gerisi kolay" aşamalarının tamamı bittiğinde anladım ki asıl zor kısım şimdi başladı.
Artık gerçekten demir almak zamanı geldi, Antalya defterini öngöremediğim bir süre kapatıp, İstanbul'a taşınıyorum. Tek sebebi ise burada kariyerimle ilgili yapabileceğim neredeyse hiçbir şeyin kalmamış olması. Her şeyden çok üzüldüğüm, bir süre Ege'den ayrı kalacak olmam, en azından deneme süresi için 1-2 ay. Ondan sonra Ege nasıl isterse öyle hareket edeceğiz. Acı olan ise, sadece çocuğuna daha iyi bir yaşam sunmak isterken, ondan ayrı kalmak zorunda olmak. Ama eminim her şeyin üstesinden geleceğiz ve her şey çok çok güzel olacak.
Annem ve babam o kadar alışmışlar ki bizimle aynı şehirde olmaya, şimdi, bir yandan benim yalnız başıma başka bir şehre gitmeme üzülürken, bir yandan Ege onlarla kalmak istedi diye seviniyorlar. Bir yandan zaten babasından ayrı olan Ege bir süre benden de ayrı kalacağı için hüzünlenirken, bir yandan da onun odasını hazırlıyorlar. Yani o cephede de kafalar ve duygular karışık.
Bazı kararları aldığım andaki cesaretime devamında dönüp bakınca hayret ediyorum. Şimdi de o şaşkınlık içindeyim. Arkadaşlarıma veda etmeye başladım, kendimi bu şehirde geçici olduğuma inandırmaya çalışıyorum. Yarından itibaren eşyalarımı toplayıp, en azından zamanı geldiğinde, ben başında olmasam bile yüklenip gönderilecek hale getireceğim.
Sonra hafta sonlarına, Ege ve kendim için uçak biletlerine bakacağım.Kıyafetlerimi taşıyacak kadar büyük bir valizim bile yok, birilerinden bulmalıyım. Evdeki gereksiz her şeyi ve Ege'nin çocukluğu ile ilgili olanların dışında tüm geçmişimi toplayıp atacağım yarın. Çekmecelerde biriktirdiğim uçuş kartlarını, konser biletlerini, kurutulup saklanmış gülleri, otel kartlarını...Anı biriktirmenin bugüne kadar ne faydası oldu ki, acı duymaktan başka.
İşte belki de en fazla 7-8 gece daha olacağı gibi, koltuğumda ayaklarımı uzattım, pc.yi açtım. Hem işlerim ve geleceğim için ümitleniyorum, hem de geride bıraktığım onlarca yıl, onlarca anı ve birkaç dost için hüzünleniyorum. Yalnızım...Birkaç damla gözyaşı döküyorum. Ege'nin kokusu burnuma geliyor daha henüz ayrılmadan. Ama biliyorum hiçbir şey yapmadan beklemektense, harekete geçmek, çabalamak, denemek çok çok daha iyi gelecek bize.
Vedaları sevemedim bir türlü, o nedenle bu yazıyı da ucu açık bırakacağım.
Hem daha bu lokasyonda geçireceğim en az 7 gün, 168 saat ve bilmem kaç bin dakikam daha var, di mi?
Günlerdir saçımı nerde boyatacağım, nerde pedikür yaptıracağım hatta erikli suyu nereden söyleyeceğim bile soru olarak aklıma geldi. Henüz bir ev bile bulamamış olduğumu hatırlayınca, bunlar komik gelse de, 10 yıldır aynı evde oturan, 15 yıldır aynı kuaföre giden, ekmeğini bile hep aynı fırından alan biri için sıradan bu kaygılar sanırım.
"En zoru iş bulmak hele bir bulayım da", "hele şu görüşmeyi bir atlatayım da", "dur bakalım maaşı bir duyayım da", "amaan eve bir döneyim de", "annemlere anlatırsam gerisi kolay" aşamalarının tamamı bittiğinde anladım ki asıl zor kısım şimdi başladı.
Artık gerçekten demir almak zamanı geldi, Antalya defterini öngöremediğim bir süre kapatıp, İstanbul'a taşınıyorum. Tek sebebi ise burada kariyerimle ilgili yapabileceğim neredeyse hiçbir şeyin kalmamış olması. Her şeyden çok üzüldüğüm, bir süre Ege'den ayrı kalacak olmam, en azından deneme süresi için 1-2 ay. Ondan sonra Ege nasıl isterse öyle hareket edeceğiz. Acı olan ise, sadece çocuğuna daha iyi bir yaşam sunmak isterken, ondan ayrı kalmak zorunda olmak. Ama eminim her şeyin üstesinden geleceğiz ve her şey çok çok güzel olacak.
Annem ve babam o kadar alışmışlar ki bizimle aynı şehirde olmaya, şimdi, bir yandan benim yalnız başıma başka bir şehre gitmeme üzülürken, bir yandan Ege onlarla kalmak istedi diye seviniyorlar. Bir yandan zaten babasından ayrı olan Ege bir süre benden de ayrı kalacağı için hüzünlenirken, bir yandan da onun odasını hazırlıyorlar. Yani o cephede de kafalar ve duygular karışık.
Bazı kararları aldığım andaki cesaretime devamında dönüp bakınca hayret ediyorum. Şimdi de o şaşkınlık içindeyim. Arkadaşlarıma veda etmeye başladım, kendimi bu şehirde geçici olduğuma inandırmaya çalışıyorum. Yarından itibaren eşyalarımı toplayıp, en azından zamanı geldiğinde, ben başında olmasam bile yüklenip gönderilecek hale getireceğim.
Sonra hafta sonlarına, Ege ve kendim için uçak biletlerine bakacağım.Kıyafetlerimi taşıyacak kadar büyük bir valizim bile yok, birilerinden bulmalıyım. Evdeki gereksiz her şeyi ve Ege'nin çocukluğu ile ilgili olanların dışında tüm geçmişimi toplayıp atacağım yarın. Çekmecelerde biriktirdiğim uçuş kartlarını, konser biletlerini, kurutulup saklanmış gülleri, otel kartlarını...Anı biriktirmenin bugüne kadar ne faydası oldu ki, acı duymaktan başka.
İşte belki de en fazla 7-8 gece daha olacağı gibi, koltuğumda ayaklarımı uzattım, pc.yi açtım. Hem işlerim ve geleceğim için ümitleniyorum, hem de geride bıraktığım onlarca yıl, onlarca anı ve birkaç dost için hüzünleniyorum. Yalnızım...Birkaç damla gözyaşı döküyorum. Ege'nin kokusu burnuma geliyor daha henüz ayrılmadan. Ama biliyorum hiçbir şey yapmadan beklemektense, harekete geçmek, çabalamak, denemek çok çok daha iyi gelecek bize.
Vedaları sevemedim bir türlü, o nedenle bu yazıyı da ucu açık bırakacağım.
Hem daha bu lokasyonda geçireceğim en az 7 gün, 168 saat ve bilmem kaç bin dakikam daha var, di mi?
25 Mart 2012
11 Şubat 2012
varla yok
kuracağım atölyenin adı hazır,
açacak olduğum kafenin adı hazır,
bir kızım olursa adı hazır,
bahçeye kedi- köpek alınca adları ne olacak hazır.
eksik bir şeyler var, ama bilemedim.
14 Ocak 2012
09 Ocak 2012
Tuhaf
Tuhaf bir zamandayiz. İyi olamadigi icin iyiligi, tembel oldugu icin caliskanlari, cahilliginden bilgiliyi, asik olamadigi icin buyuk asklari, hicbir zaman surduremedigi icin uzun suren iliskileri, zor geldiginden sadakati...hor gorme ve onlarla dalga gecme zamani. Ne diyelim, sen kazandin ama ben hakliydim.
20 Eylül 2011
Luminous Flux
Mapping during 100 years anniversary of the Liver Building and grand opening of New Museum of Liverpool.
Mapping by Macula
06 Eylül 2011
Hızla Kirleniyordu
Her şeyin bu kadar hızlı akıp gitmesi beni çok yoruyor. Alt alta akan haberler, her bir sene yeni açılan yollar, yeni dikilen binalar nedeniyle tanıyamaz hale geldiğim şehirler, bir türlü yetişemediğim pop çağı ünlüleri, çok hızlı ulaşıp daha da çok hızla tükettiklerimiz.
Not: Görsel konuyla çok alakalı mı bilmem, sadece açmak istediğim kafe için kafamdaki görüntülerden biri...
Mesela her an ulaşılabilir olmak, her attığın adımın izleniyor olması, kendi ellerimizle kendi hapishanelerimizi yaratmak. Bu teknoloji beni yoruyor. Konforun bedeli akıl sağlığımız olmamalı.
Mesela rezidanslardan haz etmiyorum. Bahçesinde defne ağacı olan küçük bir eve tavım. Evinde istediği sıcaklıkta suyla kıçını yıkayabilen ama her an yağmurda son model arabasını sele kaptırma tehlikesiyle yaşayan mutsuz, öfkeli insanlarla dolu büyük büyük şehirlerdense; insan ölçekli, mutlu mutevazi bir kasabada olmak istiyorum. "Ne kadar konforluysam o kadar uygarım" safsatasından uyansa insanlar diyorum.
Her şeyi optimize etmek istiyorum. Çok mu?
Not: Görsel konuyla çok alakalı mı bilmem, sadece açmak istediğim kafe için kafamdaki görüntülerden biri...
22 Ağustos 2011
Yaşamın Ucuna Yolculuk'tan
'' sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. ve hepsine haykırmak istiyorum. onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin '' medeni durum '' dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak yada sayılmak benim gerçeğim değil. bu kolay olgulara, siz bu düzeni böyle saptadığınız için ben de eriştim. hem de hiçbir çaba harcamadan. belki de hep istediğim gibi çalışmadan. istediğiniz düzene erişmek o denli kolay ki... ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiçbir değeri yok ki.. bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. aranızda dolaşmak için giyiniyorum. iyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. aranızda dolaşmak için çalışıyorum. istediğimi çalışmama izin verdiğiniz için. içgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.''
(tezer özlü, yaşamın ucuna yolculuk)
17 Ağustos 2011
11 Ağustos 2011
08 Ağustos 2011
28 Temmuz 2011
Onlar İçin Minibüs Şarkısı
" Eşyanın konumunu biçimini rengini almışlardır
Koltuğa oturdular mı koltuğun boyuna eklenir boyları
Pat pat pat diye gülerler bir motosiklet neşesiyle
Ama zariftirler de bir bisiklet kazasında ölmeyi akıl edecek kadar,
Patatesin ağaçtan mı koparıldığını tartışacak kadar naiftirler de,
Hakçası bilmedikleri yoktur, bütün balık adlarını bilirler bir kere,
Lunapark beğenisiyle düzenlenmiştir yatak odaları,
Kadındırlar nişanlıları kendilerine ada falan armağan ederler
Dardırlar da, söz aramızda, çekecek kullanarak işlemde bulunmak
gerekir,
Bayramlarda trafik noktalarına gül lokumu kutuları bırakırlar,
Ulusçudurlar bunun kanıtı olarak viskiyi kâseyle içerler
Ama batılıdırlar da lahmacuna havyar sürecek kadar,
Hekimdirler güneş gözlüğüyle kürtaj yaparlar başarırlar da
Şapkaları güzel bir niyet gibidir, öfkeleri dört mevsim reklamı,
Lirik değillerdir olmayı da istemezler zaten isteseler de olamazlar
Ama hamarattırlar uyku hapları ve bir sürü zımbırtıyla ölümü
magazinleştirecek kadar;
Padişahtırlar ferman çıkarmışlardır: hareme patlıcan ve hıyar ancak kıyılarak sokulabilir;
Sikke kesmişlerdir badem yaprağından ince kırağı tanesinden yeğni; Tecimendirler yüzyıllar boyunca karılarına hükümdarların
sataşmasını ağırca bir vergi olarak kabullenmişlerdir.
Düşünürdürler de ölülerin aile albümlerinden toplumbilim
kuralları çıkaracak kadar,
Dalgalı görürler her şeyi çiçek sayrılığını omuriliklerinde
geçirmişlerdir;
Efedirler, Nazilli'de Uzunçarşı onlarındır törenlere madalyalarla
katılırlar
Ama yük kamyonları Denizli'den geçerken plaka değiştirir
Ve sakıngandırlar sokakta konuşurken sırtlarını duvara verecek
kadar;
Düğünlerinin provası yapılır sünnetlerinin de ölümlerinin de
Kefenleri de kundakları gibi özenle hazırlanır ve aynı renktedir:
Kızlar için pembe-beyaz oğlanlar için beyaz-mavi
Dünya müzesinin en renkli portreleridirler
Tarihin sabıka kaydında fotoğrafları
Önden güleç ve edilgin yandan keskin ve firavun;
Dilenciler ve genelev kadınları üstüne sayısız özdeyiş yatar
kursaklarında,
İçlerindeki sevgi insanları atlayarak hayvanlara yönelmiştir
Özellikle kedilere ve köpeklere karşı iyice duygusaldırlar
iki gözleri iki çeşme,
Öldürmemektir felsefeleri bir karıncayı bile, ama yaşatmayı
bilmezler,
Bönlükten korkarlar, gezgin köftecilerden adamakıllı korkarlar
Fotoğrafın arabından ödleri kopar
Öğretmenlerden de korkarlar nedense
Ama elbet yerine göre gözüpektirler de
Sigaralarını yüksek fırından yakacak kadar;
Çincede demagoji olanağı var mıdır?
Arpaçay ne ilçedir?
Atçalı Kel Memet mi Manisalı Kör Bayram mı?
Yarın mı öbürgün mü?
Sorulardan korkarlar;
Yine de yanıtları hazırdır her şeye:
...dığı gibi, ...mekle birlikte, ...na karşın;
Olasılığa tanrı gibi taparlar da olağandan ödleri kopar,
Doğuran atı güzel bulur
Eski Anadolu-Bağdat demiryolu ortaklığının kitaplığında
Ve bir takım belletenlerde adları geçer,
Noterler tutar güncelerini,
Yönetmendirler kurul başkanıdırlar
Japon feneri ya da uçurtma tadı taşıyan senetlerden
Zamanaşımı süresi dolmadan tüyüp gider imzaları,
Kimi sözler onlar için kullanılır: saygın, ünlü, şahane
Kimi sözler onlar için de kullanılır
Kimi sözler onlar için kullanılamaz
Kimi sözlerin kullanılmaması doğrudur
Kimi sözler hiç kullanılamaz
Haşhaşla çalıştırırlar güzellik enstitülerini
İşbilirlik konusunda yücegönüllüdürler Svidrigaylov'luk taslarlar
Gerçekte su katılmadık birer Lujin'dirler
Taşarondurlar,
Yine de
Göçmen kuşların durumu söz konusu olunca
Bir yerlerinden birkaç Ahmet Cemil birden çıkarabilirler;
Dibe çökerler devinim evrelerinde
Durgun dönemlerdeyse kurbağa pislikleri gibi
Yan yana omuz omuza bitişe bitişe
Suyun yüzüne yükselirler
Giderek renkleri koyulaşır
Avukattırlar
Günoğludurlar
Nilüferleri kararta kararta
Kalırlar orda."
Koltuğa oturdular mı koltuğun boyuna eklenir boyları
Pat pat pat diye gülerler bir motosiklet neşesiyle
Ama zariftirler de bir bisiklet kazasında ölmeyi akıl edecek kadar,
Patatesin ağaçtan mı koparıldığını tartışacak kadar naiftirler de,
Hakçası bilmedikleri yoktur, bütün balık adlarını bilirler bir kere,
Lunapark beğenisiyle düzenlenmiştir yatak odaları,
Kadındırlar nişanlıları kendilerine ada falan armağan ederler
Dardırlar da, söz aramızda, çekecek kullanarak işlemde bulunmak
gerekir,
Bayramlarda trafik noktalarına gül lokumu kutuları bırakırlar,
Ulusçudurlar bunun kanıtı olarak viskiyi kâseyle içerler
Ama batılıdırlar da lahmacuna havyar sürecek kadar,
Hekimdirler güneş gözlüğüyle kürtaj yaparlar başarırlar da
Şapkaları güzel bir niyet gibidir, öfkeleri dört mevsim reklamı,
Lirik değillerdir olmayı da istemezler zaten isteseler de olamazlar
Ama hamarattırlar uyku hapları ve bir sürü zımbırtıyla ölümü
magazinleştirecek kadar;
Padişahtırlar ferman çıkarmışlardır: hareme patlıcan ve hıyar ancak kıyılarak sokulabilir;
Sikke kesmişlerdir badem yaprağından ince kırağı tanesinden yeğni; Tecimendirler yüzyıllar boyunca karılarına hükümdarların
sataşmasını ağırca bir vergi olarak kabullenmişlerdir.
Düşünürdürler de ölülerin aile albümlerinden toplumbilim
kuralları çıkaracak kadar,
Dalgalı görürler her şeyi çiçek sayrılığını omuriliklerinde
geçirmişlerdir;
Efedirler, Nazilli'de Uzunçarşı onlarındır törenlere madalyalarla
katılırlar
Ama yük kamyonları Denizli'den geçerken plaka değiştirir
Ve sakıngandırlar sokakta konuşurken sırtlarını duvara verecek
kadar;
Düğünlerinin provası yapılır sünnetlerinin de ölümlerinin de
Kefenleri de kundakları gibi özenle hazırlanır ve aynı renktedir:
Kızlar için pembe-beyaz oğlanlar için beyaz-mavi
Dünya müzesinin en renkli portreleridirler
Tarihin sabıka kaydında fotoğrafları
Önden güleç ve edilgin yandan keskin ve firavun;
Dilenciler ve genelev kadınları üstüne sayısız özdeyiş yatar
kursaklarında,
İçlerindeki sevgi insanları atlayarak hayvanlara yönelmiştir
Özellikle kedilere ve köpeklere karşı iyice duygusaldırlar
iki gözleri iki çeşme,
Öldürmemektir felsefeleri bir karıncayı bile, ama yaşatmayı
bilmezler,
Bönlükten korkarlar, gezgin köftecilerden adamakıllı korkarlar
Fotoğrafın arabından ödleri kopar
Öğretmenlerden de korkarlar nedense
Ama elbet yerine göre gözüpektirler de
Sigaralarını yüksek fırından yakacak kadar;
Çincede demagoji olanağı var mıdır?
Arpaçay ne ilçedir?
Atçalı Kel Memet mi Manisalı Kör Bayram mı?
Yarın mı öbürgün mü?
Sorulardan korkarlar;
Yine de yanıtları hazırdır her şeye:
...dığı gibi, ...mekle birlikte, ...na karşın;
Olasılığa tanrı gibi taparlar da olağandan ödleri kopar,
Doğuran atı güzel bulur
Eski Anadolu-Bağdat demiryolu ortaklığının kitaplığında
Ve bir takım belletenlerde adları geçer,
Noterler tutar güncelerini,
Yönetmendirler kurul başkanıdırlar
Japon feneri ya da uçurtma tadı taşıyan senetlerden
Zamanaşımı süresi dolmadan tüyüp gider imzaları,
Kimi sözler onlar için kullanılır: saygın, ünlü, şahane
Kimi sözler onlar için de kullanılır
Kimi sözler onlar için kullanılamaz
Kimi sözlerin kullanılmaması doğrudur
Kimi sözler hiç kullanılamaz
Haşhaşla çalıştırırlar güzellik enstitülerini
İşbilirlik konusunda yücegönüllüdürler Svidrigaylov'luk taslarlar
Gerçekte su katılmadık birer Lujin'dirler
Taşarondurlar,
Yine de
Göçmen kuşların durumu söz konusu olunca
Bir yerlerinden birkaç Ahmet Cemil birden çıkarabilirler;
Dibe çökerler devinim evrelerinde
Durgun dönemlerdeyse kurbağa pislikleri gibi
Yan yana omuz omuza bitişe bitişe
Suyun yüzüne yükselirler
Giderek renkleri koyulaşır
Avukattırlar
Günoğludurlar
Nilüferleri kararta kararta
Kalırlar orda."
Cemal Süreya
Size de tanıdık geldiler mi ?



