07 Nisan 2012
26 Mart 2012
bindik bi' alamete
Bu sayfayı 3 kez açıp kapattım bugün. Her sabahki gibi Ege'yi okula yolladıktan sonra, kanepeye uzandım. Mutfak penceresinden çiçek açmış ağaçlara baktım bol bol. Belki de en fazla 3-4 kez daha yapacağım gibi, çamaşırları astım. Gazeteleri aldım toparlanmak için ama tabak çanağı sarmaya başlamadım. Başlayamadım yani, son bir haftadır olduğu gibi durdum öylece. Belki de artık buralardan gittiğim gerçeğiyle yüzleşemediğimden, dolap kapakları açık öylece duruyorum. İtiraf edeyim ki çok üzgünüm, çok fazla üzgünüm.
Günlerdir saçımı nerde boyatacağım, nerde pedikür yaptıracağım hatta erikli suyu nereden söyleyeceğim bile soru olarak aklıma geldi. Henüz bir ev bile bulamamış olduğumu hatırlayınca, bunlar komik gelse de, 10 yıldır aynı evde oturan, 15 yıldır aynı kuaföre giden, ekmeğini bile hep aynı fırından alan biri için sıradan bu kaygılar sanırım.
"En zoru iş bulmak hele bir bulayım da", "hele şu görüşmeyi bir atlatayım da", "dur bakalım maaşı bir duyayım da", "amaan eve bir döneyim de", "annemlere anlatırsam gerisi kolay" aşamalarının tamamı bittiğinde anladım ki asıl zor kısım şimdi başladı.
Artık gerçekten demir almak zamanı geldi, Antalya defterini öngöremediğim bir süre kapatıp, İstanbul'a taşınıyorum. Tek sebebi ise burada kariyerimle ilgili yapabileceğim neredeyse hiçbir şeyin kalmamış olması. Her şeyden çok üzüldüğüm, bir süre Ege'den ayrı kalacak olmam, en azından deneme süresi için 1-2 ay. Ondan sonra Ege nasıl isterse öyle hareket edeceğiz. Acı olan ise, sadece çocuğuna daha iyi bir yaşam sunmak isterken, ondan ayrı kalmak zorunda olmak. Ama eminim her şeyin üstesinden geleceğiz ve her şey çok çok güzel olacak.
Annem ve babam o kadar alışmışlar ki bizimle aynı şehirde olmaya, şimdi, bir yandan benim yalnız başıma başka bir şehre gitmeme üzülürken, bir yandan Ege onlarla kalmak istedi diye seviniyorlar. Bir yandan zaten babasından ayrı olan Ege bir süre benden de ayrı kalacağı için hüzünlenirken, bir yandan da onun odasını hazırlıyorlar. Yani o cephede de kafalar ve duygular karışık.
Bazı kararları aldığım andaki cesaretime devamında dönüp bakınca hayret ediyorum. Şimdi de o şaşkınlık içindeyim. Arkadaşlarıma veda etmeye başladım, kendimi bu şehirde geçici olduğuma inandırmaya çalışıyorum. Yarından itibaren eşyalarımı toplayıp, en azından zamanı geldiğinde, ben başında olmasam bile yüklenip gönderilecek hale getireceğim.
Sonra hafta sonlarına, Ege ve kendim için uçak biletlerine bakacağım.Kıyafetlerimi taşıyacak kadar büyük bir valizim bile yok, birilerinden bulmalıyım. Evdeki gereksiz her şeyi ve Ege'nin çocukluğu ile ilgili olanların dışında tüm geçmişimi toplayıp atacağım yarın. Çekmecelerde biriktirdiğim uçuş kartlarını, konser biletlerini, kurutulup saklanmış gülleri, otel kartlarını...Anı biriktirmenin bugüne kadar ne faydası oldu ki, acı duymaktan başka.
İşte belki de en fazla 7-8 gece daha olacağı gibi, koltuğumda ayaklarımı uzattım, pc.yi açtım. Hem işlerim ve geleceğim için ümitleniyorum, hem de geride bıraktığım onlarca yıl, onlarca anı ve birkaç dost için hüzünleniyorum. Yalnızım...Birkaç damla gözyaşı döküyorum. Ege'nin kokusu burnuma geliyor daha henüz ayrılmadan. Ama biliyorum hiçbir şey yapmadan beklemektense, harekete geçmek, çabalamak, denemek çok çok daha iyi gelecek bize.
Vedaları sevemedim bir türlü, o nedenle bu yazıyı da ucu açık bırakacağım.
Hem daha bu lokasyonda geçireceğim en az 7 gün, 168 saat ve bilmem kaç bin dakikam daha var, di mi?
Günlerdir saçımı nerde boyatacağım, nerde pedikür yaptıracağım hatta erikli suyu nereden söyleyeceğim bile soru olarak aklıma geldi. Henüz bir ev bile bulamamış olduğumu hatırlayınca, bunlar komik gelse de, 10 yıldır aynı evde oturan, 15 yıldır aynı kuaföre giden, ekmeğini bile hep aynı fırından alan biri için sıradan bu kaygılar sanırım.
"En zoru iş bulmak hele bir bulayım da", "hele şu görüşmeyi bir atlatayım da", "dur bakalım maaşı bir duyayım da", "amaan eve bir döneyim de", "annemlere anlatırsam gerisi kolay" aşamalarının tamamı bittiğinde anladım ki asıl zor kısım şimdi başladı.
Artık gerçekten demir almak zamanı geldi, Antalya defterini öngöremediğim bir süre kapatıp, İstanbul'a taşınıyorum. Tek sebebi ise burada kariyerimle ilgili yapabileceğim neredeyse hiçbir şeyin kalmamış olması. Her şeyden çok üzüldüğüm, bir süre Ege'den ayrı kalacak olmam, en azından deneme süresi için 1-2 ay. Ondan sonra Ege nasıl isterse öyle hareket edeceğiz. Acı olan ise, sadece çocuğuna daha iyi bir yaşam sunmak isterken, ondan ayrı kalmak zorunda olmak. Ama eminim her şeyin üstesinden geleceğiz ve her şey çok çok güzel olacak.
Annem ve babam o kadar alışmışlar ki bizimle aynı şehirde olmaya, şimdi, bir yandan benim yalnız başıma başka bir şehre gitmeme üzülürken, bir yandan Ege onlarla kalmak istedi diye seviniyorlar. Bir yandan zaten babasından ayrı olan Ege bir süre benden de ayrı kalacağı için hüzünlenirken, bir yandan da onun odasını hazırlıyorlar. Yani o cephede de kafalar ve duygular karışık.
Bazı kararları aldığım andaki cesaretime devamında dönüp bakınca hayret ediyorum. Şimdi de o şaşkınlık içindeyim. Arkadaşlarıma veda etmeye başladım, kendimi bu şehirde geçici olduğuma inandırmaya çalışıyorum. Yarından itibaren eşyalarımı toplayıp, en azından zamanı geldiğinde, ben başında olmasam bile yüklenip gönderilecek hale getireceğim.
Sonra hafta sonlarına, Ege ve kendim için uçak biletlerine bakacağım.Kıyafetlerimi taşıyacak kadar büyük bir valizim bile yok, birilerinden bulmalıyım. Evdeki gereksiz her şeyi ve Ege'nin çocukluğu ile ilgili olanların dışında tüm geçmişimi toplayıp atacağım yarın. Çekmecelerde biriktirdiğim uçuş kartlarını, konser biletlerini, kurutulup saklanmış gülleri, otel kartlarını...Anı biriktirmenin bugüne kadar ne faydası oldu ki, acı duymaktan başka.
İşte belki de en fazla 7-8 gece daha olacağı gibi, koltuğumda ayaklarımı uzattım, pc.yi açtım. Hem işlerim ve geleceğim için ümitleniyorum, hem de geride bıraktığım onlarca yıl, onlarca anı ve birkaç dost için hüzünleniyorum. Yalnızım...Birkaç damla gözyaşı döküyorum. Ege'nin kokusu burnuma geliyor daha henüz ayrılmadan. Ama biliyorum hiçbir şey yapmadan beklemektense, harekete geçmek, çabalamak, denemek çok çok daha iyi gelecek bize.
Vedaları sevemedim bir türlü, o nedenle bu yazıyı da ucu açık bırakacağım.
Hem daha bu lokasyonda geçireceğim en az 7 gün, 168 saat ve bilmem kaç bin dakikam daha var, di mi?
25 Mart 2012
11 Şubat 2012
varla yok
kuracağım atölyenin adı hazır,
açacak olduğum kafenin adı hazır,
bir kızım olursa adı hazır,
bahçeye kedi- köpek alınca adları ne olacak hazır.
eksik bir şeyler var, ama bilemedim.
14 Ocak 2012
09 Ocak 2012
Tuhaf
Tuhaf bir zamandayiz. İyi olamadigi icin iyiligi, tembel oldugu icin caliskanlari, cahilliginden bilgiliyi, asik olamadigi icin buyuk asklari, hicbir zaman surduremedigi icin uzun suren iliskileri, zor geldiginden sadakati...hor gorme ve onlarla dalga gecme zamani. Ne diyelim, sen kazandin ama ben hakliydim.
20 Eylül 2011
Luminous Flux
Mapping during 100 years anniversary of the Liver Building and grand opening of New Museum of Liverpool.
Mapping by Macula
06 Eylül 2011
Hızla Kirleniyordu
Her şeyin bu kadar hızlı akıp gitmesi beni çok yoruyor. Alt alta akan haberler, her bir sene yeni açılan yollar, yeni dikilen binalar nedeniyle tanıyamaz hale geldiğim şehirler, bir türlü yetişemediğim pop çağı ünlüleri, çok hızlı ulaşıp daha da çok hızla tükettiklerimiz.
Not: Görsel konuyla çok alakalı mı bilmem, sadece açmak istediğim kafe için kafamdaki görüntülerden biri...
Mesela her an ulaşılabilir olmak, her attığın adımın izleniyor olması, kendi ellerimizle kendi hapishanelerimizi yaratmak. Bu teknoloji beni yoruyor. Konforun bedeli akıl sağlığımız olmamalı.
Mesela rezidanslardan haz etmiyorum. Bahçesinde defne ağacı olan küçük bir eve tavım. Evinde istediği sıcaklıkta suyla kıçını yıkayabilen ama her an yağmurda son model arabasını sele kaptırma tehlikesiyle yaşayan mutsuz, öfkeli insanlarla dolu büyük büyük şehirlerdense; insan ölçekli, mutlu mutevazi bir kasabada olmak istiyorum. "Ne kadar konforluysam o kadar uygarım" safsatasından uyansa insanlar diyorum.
Her şeyi optimize etmek istiyorum. Çok mu?
Not: Görsel konuyla çok alakalı mı bilmem, sadece açmak istediğim kafe için kafamdaki görüntülerden biri...
22 Ağustos 2011
Yaşamın Ucuna Yolculuk'tan
'' sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. ve hepsine haykırmak istiyorum. onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin '' medeni durum '' dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak yada sayılmak benim gerçeğim değil. bu kolay olgulara, siz bu düzeni böyle saptadığınız için ben de eriştim. hem de hiçbir çaba harcamadan. belki de hep istediğim gibi çalışmadan. istediğiniz düzene erişmek o denli kolay ki... ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiçbir değeri yok ki.. bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. aranızda dolaşmak için giyiniyorum. iyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. aranızda dolaşmak için çalışıyorum. istediğimi çalışmama izin verdiğiniz için. içgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.''
(tezer özlü, yaşamın ucuna yolculuk)